Dünya

Antik Uzaylı Topluluğu: Anunnakiler

Mısır, Sümer, Maya, Çin…Bütün eski medeniyetlerin, dini kültlerinde hep benzer figürler var. Altın ve yiyecek sunulan Tanrılar, bir kısmı yarı insan ve yarı hayvan şeklinde tasvir edilmişler. Fakat buna rağmen kimsenin aklına, hepsinin benzer olması dışında, aslında aynı varlıklar olabilme ihtimali gelmemişti. Ta ki günümüz medeniyetlerinin tohumlarını attığı kabul edilecek derecede, gelişmiş bir uygarlık olan Sümerlere ait bazı tabletler ortaya çıkıp Sümer metinlerinde “Anunnaki” adı verilen ve anlamı “Gökten İnen Elliler” olan bir takım tuhaf varlıklarla ilgili bölümler okunana kadar.Metinlerde gökyüzünden gelen varlıkların insanlara bilmedikleri şeyleri öğrettiği ve bunun karşılığında da altın, yiyecek ve değerli madenlerden aldıkları bahsediliyor. Hatta bu varlıklar belli zamanlarda dünyaya inerek, düzeni tekrar değiştirip geri dönüyorlar. Şaşırmaya hazır olun!

Sümerler, astronomi konusunda ileri derecede bilgiliydi. Yani gezegenleri, yıldızları ayırt ederek hareketlerini de gözlemleyebiliyorlardı. Sümer yöneticilerinin kullandığı ve imza yerine geçen bir mühür var. Mühürün üzerinde, günümüzden 5-6 bin yıl önce işlenmiş olan güneş sistemine ait bir tasvir yapılmış fakat küçük bir farkla; gezegen sayısı bizim bildiğimizden bir fazla. Fazla olarak görülen gezegen ise Anunnakilerin yaşadığı yer olarak belirtilmiş. Belki de Sümerlerin günümüz teknolojisiyle bile sadece son yıllarda keşfedebildiğimiz şeyleri bilmeleri de bu gezegenden gelen Anunnakiler aracılığıyla gerçekleşmişti. Öyle ki yazıyı, hukuk sistemini, hükümet ve meclisi, tekerleği, birçok ilaç çeşidini mineralleri dahi ilk bulan medeniyet Sümerlerdi. Metinlerde yazanlara göre bu kadar ilerlemelerini Gökten İnen Elliler’e, yani Anunnakilerin getirdiği bilgilere borçlulardı.

İşin ilginç kısmı ise Sümer medeniyeti, Mezopotamya’da. Yani bugünkü Irak, Suriye ve Türkiye’nin bir kısmını da içeri alan bölgede yaşamışlardı. Buna rağmen Anunnakiler gerçeğiyle sadece burada karşılaşmıyoruz. Binlerce kilometre uzakta, Amerika’da yaşayan ve yine birçok gizeme sahip olan Maya Uygarlığı da aynı derecede benzer ve şaşırtıcı.

Arkeologlar, Amerika kıtasındaki kazı çalışmaları sırasında bir takım garip heykellere rastladılar. Heykeller binlerce yıl öncesine ait olmasına rağmen, üzerlerinde günümüzde kullanılan astronot kıyafetleri vardı. Sizce de bunlar hayal ürünü olarak açıklanabilir mi? Hangi hayalperest gelecekte ortaya çıkacak olan astronotları, kulaklıkları veya gözlükleri bu kadar belirgin çizebilir? Anlaşılan dünya dışından gelen bu varlıklar, uğradıkları toplumları dehşete düşürmüş ve insanlar da onları Tanrılar olarak kabul etmişlerdi.

Anunnakilerin dünyadaki izleri sadece Sümer ve Maya Medeniyetleri ile sınırlı kalmıyor. Yine Güney Amerika’da keşfedilen ve bugün “Naska İşaretleri” olarak bilinen tuhaf şekillerde Annunaki tasvirlerine birebir uyuyor. Şekiller devasa boyutlarda. Çöllerin ortalarına ve yüksek dağların zirvelerine çizilen bu şekiller, gökyüzündeki varlıklara seslenme amacıyla yapılmışlar. İşin en ilginç yanı ise; naska işaretleri Sümer ve Maya Medeniyetindeki Anunnaki tasvirlerine birebir benziyor. Birbirinden bu kadar uzak mesafedeki medeniyetlerin, aynı düşünceyle, göklerden inen varlıklara hitaben yapmaları sizce de İlginç değil mi?
Ve bütün medeniyetlerde Tanrı tasvirleri, Anunnakilere benzer bir anlatımla yarı insan ve yarı hayvan şeklinde yapılmışlar ve yine ne tesadüfse bu inanışların olduğu bütün uygarlıklar kendi dönemlerinin en ileri seviyedeki toplumları olmuşlar.

Mısır, Sümer, Maya Medeniyetleri gibi bütün bu medeniyetlerde de tanrılara sık sık yiyecek ve altın adandığını görüyoruz. Mısır Uygarlığında, yarı insan-yarı hayvan şeklindeki tanrılara altın ve yiyecek sunulurken çizilmiş birçok tasvir mevcut.
Peki Anunnakiler neden dünyaya geldiler? Bu soru uzun bir süre kafaları kurcalasada, ortaya çıkan Sümer metinlerinde yazanlar, duruma bir açıklama getiriyor. Metinlerde anlatılanlara göre Anunnakilerin yaşadığı gezegende, altın çok az olduğu için onlar dünyayı seçmişlerdi. Altının birçok bilimsel kullanım yöntemi olduğunu biliyoruz. Örneğin; güneşin zararlı ışınlarından gezegeni korumak, hastalıkların tedavisi ve en hızlı iletken olduğu bilinen altını yine ısı ve radyasyon düzeyini ayarlamak gibi birçok farklı amaç için elde etmek isteyebilirlerdi.

Bilimsel olarak bugün şunu biliyoruz ki, ileri derecede küçültülmüş altın tozları ozon benzeri bir atmosfer tabakası oluşturulabilir ve bu tabaka gezegeni güneşin zararlı ışınları gibi birçok olumsuz etkenden koruyabilir. Hatta günümüzde buna benzer çalışmalar dünyada yürütülüyor ve yine hatta altının insan organizmasını tedavi etme ve belli rahatsızlıkları düzeltme gibi etkileri olduğu da yeni bulunan bir keşif. Bu gibi nedenlere bakınca metinlere göre insanlığa birçok bilgi öğreten Anunnakilerin, altın amacıyla gelmesi gayet kabul edilebilir bir durum. Zaten yine metinlere göre Anunnakiler, inanılmaz derecede uzun ömürlere sahip ve bunu altın sayesinde elde ediyorlar.

Sümerler tanrılara altın ve bol yiyecek sunmuşlar. Aynı inanış Mısır medeniyetinde ve Mayalarda da var. Hatta öyle ki, mısır firavunları belki de Anunnakiler den öğrendikleri şekilde yaparak, uyurken altın bir maske takıyorlar ve günlük hayatlarında da vücutlarına altın tozu sürüyorlardı. Mısır firavunlarının mezarları olan piramitlerin, yıldızların ve gezegenlerin dizilişine göre hazırlanmasının da Gökten İnen Elliler olarak bilinen Anunnakiler ile bir bağlantısı olabilir. İlginç olan ise, arkeologlar milattan önce 3000’li yıllardan yani günümüzden 5000 sene evvel Dicle ve Fırat nehirleri çevresinde altın çıkarıldığına dair buluntular keşfettiler. Peki tekerleği bile yeni icat eden bir toplum, bu altınlarla ne yapıyor olabilirdi? daha da önemlisi çıkartılan tonlarca altın nereye gitti?

antik-uzayli-anunnakiler-resim2
antik-uzayli-anunnakiler-resim2

Bu gördüğünüz ise, Mısır tarihine ait en önemli arkeolojik keşiflerden biri olarak kabul ediliyor. 3.Ramses’in vasiyetinin yer aldığı bu belgede, hükümdarın, tahtın varisine yönelik son isteği yer alıyor. Belgede tanrıların altın ve bakır çıkardıkları madenlerin haritası verilmiş. Arkeologlar haritada tarif edilen yere gittiler. Burada gerçekten de antik madenler vardı fakat altına dair hiçbir iz bulamadılar.
Yapılan incelemeler öyle çarpıcı sonuçlar verdi ki, bilim insanları gözlerine inanamadılar. Meğerse antik madendeki altınlar, on binlerce yıl önce eski Mısır bile yokken çıkarılmıştı ve Anunnaki araştırmacıları bütün bu sonuçlar üzerine şu tezi ortaya sürdüler; “birileri İnsanlardan önce gezegenimizin içini büyük ölçüde boşaltmış”.

antik-uzayli-anunnakiler-resim1
antik-uzayli-anunnakiler-resim1

Bu gördüğünüz izler ise Türkiye’den. Frigya Vadisi olarak bilinen, Afyon sınırları içerisinde, antik yerleşim yerine ait. İzler belli bir simetri çerçevesinde kilometrelerce devam ediyor ve o kadar belirgin şekillere sahip ki, arkeologlar buralarda araç kullanıldığından emindiler. Fakat yapılan incelemede, izlerin tam 15 milyon yıl öncesine ait olduğu ortaya çıktı. Herkesin tahmininden çok daha öte bir zaman dilimi. Ve aynı izler ile aynı ölçekler sadece Türkiye’de değil; Malta, İspanya, İtalya, Bulgaristan, Ukrayna’da bile var. Santimetresi bile inanılmaz uyumlu bir dizilişe sahip. Tıpkı Sümer metinlerinde, Mısır hiyerogliflerinde ve Maya çizimlerinde tasvir edildiği gibi, gökten inen birtakım varlıklar, altın başta olmak üzere birçok değerli madeni götürmüşler miydi? Olabilir.

İnanılmaz şekilde, çok şaşıracağınız bir gerçekle daha karşılaşacağız. Sümer metinlerinde Anunnakiler, hastalık yayan mavi bir taşın çıkarıldığı madenlerden bahsediyorlar. Burayı dikkatle okuyun.Bir maden şirketi, 70’li yıllarda Uranyum çıkarmak için, Afrika’da çalışmalara başladıklarında, Uranyum oranının beklenenden çok daha düşük olduğunu gördüler. Böyle bir sonuç imkansızdı. Çünkü hesaplamalar kusursuz yapılmıştı. Bunun üzerine daha önce buradan Uranyum çıkarılıp çıkarılmadığını araştıran maden şirketleri, milyonlarca sene evvel bölgedeki Uranyum rezervlerinin tüketildiğini keşfettiler. Bu nasıl olabilir? Milyonlarca yıl önce, kim Uranyum elde etmek ister ki? Fakat daha da ilginci, bu madenlerin olduğu noktanın Sümer metinlerindeki Anunnakilerin rotalarından birine denk geliyor olması. Bu gerçek, arkeologların dahi tüylerini diken diken etmişti. Metinlerde geçen, yeri tarif edilen ve hastalık yayan mavi taş, tam da bu madende bulunan Uranyum’du.

Sümer metinlerine göre Anunnakiler, her birkaç bin yıllık dönemde belli ihtiyaçlarını karşılamak için, dünyaya tekrar geliyorlar. Her geldiklerinde öğrettikleri yeni bilgilerde, insanlığa ışık tutuyor.

antik-uzayli-anunnakiler-resim3
antik-uzayli-anunnakiler-resim3

Örneğin, bu gördüğünüz tarihi eser, Kolombiya ormanlarında bulundu ve yaklaşık 6000 yıl öncesine ait olduğu düşünülüyor. Arkeologlar İnanılmaz bir şekilde, diskin bir yüzünde anne karnındaki ceninin gelişim süreçlerinin olduğunu, diskin diğer yüzünde ise hücrelerin bölünme aşamalarının yer aldığını çözümlediler. Günümüzden 6000 yıl önce, Güney Amerika’da, kimler hangi amaçla bunu yapmış olabilirler? Genetik konusundaki benzer bilgiler, Sümer metinlerinde de var. Bilim adamlarının Antik Uzaylılar ismini verdiği Anunnakiler kimdir bilinmez. Fakat gezegenimizin her yerinde işaretlerinin görülmesi ve neredeyse çürütülemeyecek bir tez haline gelmiş olması, Anunnakilerin merak konusu halinde kalması ile devam edecek.

Ve belki de bir kısmı hiç gitmedi. Yine Sümer metinlerine göre, Anunnakilerin bazıları dünyada kaldı ve Reptilian olarak bilinen, yarı insan yarı uzaylı varlıklar olarak yaşamaya devam ediyorlar.

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı