Hayatın İçinden

İnsanların Aklını Okuma Yöntemleri

Yıllar boyu bilim insanları beynimizin gizemlerinden pek çoğunu çözdüler ve aklımızın bize hissettirmeden sakladığı noksanlığını açığa çıkardılar. Bazen tuhaf bir şey yapıp şöyle düşünürüz, “Bunu yapmamın mantıklı yanı neydi? Mantıklı mıydı?”

Aslında bakarsanız her zaman biraz mantık vardır fakat genellikle zihninizin belirli özelliklerinde gizlidir. İnsanların aklından geçenleri anlamak ve çıkarınız doğrultusunda kullanmak için psikoloji uzmanı olmanıza gerek yok. İşte karşınızda bilinçaltı seviyesinde çalışan diğerlerinin güvenini kazanmanızı sağlayacak, birinin onayını aldıracak ve strese girdiğinizde rahatlamanızı sağlayacak psikoloji ipuçları. Yazımızı sonuna kadar okuyun ve her zaman neden ulaşılması imkânsız şeyler isteriz ve belli bir şekilde davranırız sorusunun cevabını öğrenin.

Ne zaman bir grup insan gülse, birine bakan kişi ondan çok hoşlanıyordur!

İlginç bir tartışmanın ortasında yapılan bir şakadan sonra, herkes içgüdüsel olarak en çok hoşlandığı kişiye bakar. Bunun nedeni ise baktığı kişinin de beğenip beğenmediğini ve aynı espri anlayışına sahip olup olmadıklarını bilmek istemeleridir. Yani bir arkadaş grubu hakkındaki her şeyi öğrenmek istiyorsanız, birkaç güzel şaka hazırlayın ve herkesi bir şahin gibi izleyin.  Gözlemleriniz çok şaşırtıcı olacaktır.

Çapa atma yetkisi!

İnsanlar bir şey değerlendirirken ilk fiyatını görürlerse bu fiyat yanlış bile olsa, bir olta görevini görecektir. Bunu mağazalar sıklıkla kullanılır. Örneğin; aklınız başınızda iken bir bluza 300 lira vermezsiniz. Fakat, eğer ilk fiyatının 1000 lira olduğunu görürseniz, gerçek fiyatı tamamen uydurulmuş da olsa yazan fiyatın çok makul olduğunu düşünürsünüz.

Anılarımızı küçük filmler ya da video klipler şeklinde hatırlarız!

Aklımızın bir rafında yatan şeyler güvenilir ve değiştirilemezdir. Fakat açığa çıktığı üzere, geçmişte olan olaylara dair anılar, gözümüzün önünden her geçtiğinde değişir. İçerikleri, bellek kararmaları ve daha yakın geçmişte yaşanan olaylardan etkilenir. Örneğin; birkaç sene önce tüm aileniz bir araya geldiğinde, orada bulunan herkesi hatırlamakta zorlanabilirsiniz. Fakat teyzeniz bu tür bir şeyi kaçırmayacağı için, zihniniz er geç o gün orada olmasa bile, teyzenizi hafızanıza ekler.

Kendinizi gergin hissettiğinizde bir şeyler çiğneyin!

Önemli bi konuşmadan ya da sizi geren herhangi bir şeyden önce, bir sakız çiğnemeli hatta bir şeyler yemelisiniz. 2011 yılında, Tokyo Tıp ve Dişçilik Üniversitesi, çiğneme hareketinin kaygılı duyguları oldukça azalttığını ortaya çıkardı. Olay şu ki; kimse tehlike altında bir şeyler yemez, yani çiğnediğinizde beyniniz rahat ve güvende olduğunuzu düşünüyor. Gerilimi azaltan ve rahatlamanızı sağlayan sinyaller gönderiyor. Kısacası aklınızı kandırmış oluyorsunuz. Tokyo Üniversitesi’nin aynı araştırması, çam sakızı çiğneyen bazı Mayalıların ve Yunanlıların bu alışkanlığı olmayanlara göre daha az gergin olduğunu açıklıyor.

Sonuçları saptırma!

Genelde sonucun doğruluğunu yargılarız; ona ulaşmak için yapılanları değil. Bu etki sizin sadece, (örneğin satın almak) gibi tek bir sonuca odaklanmanızı sağlayan reklamlar tarafından sıkça kullanılır. Yani şu an yeni bir iPhone kullanıyorsanız, tüm paranızı ona yatırmanızın doğru olduğunu söyleyemezsiniz.

Uzun bakışlar istediğiniz bilgiyi edinmede size yardımcı olur!

Eğer verilen cevabı beğenmediyseniz ya da size tüm hikâyeyi anlatmadıklarını düşünüyorsanız, sadece onlara bakmaya devam edin. Bu durumda sessizlik o kadar katlanılmaz olacaktır ki, sırf bunu sonlandırmak için size istediğiniz bilgi vereceklerdir. Ne de olsa bakmanın amacı ikna etme. Sizde deneyin ve işe yarıyor mu görün!

Seçim paradoksu!

Seçim paradoksuna göre, ne kadar fazla seçenek varsa, seçtiğiniz şeyle mutlu olma ihtimaliniz o kadar azdır. Hatırlasanıza, bir şey almışsınızdır ve sonra sırf indirimden alabileceğiniz ya da başka modelini bulabileceğinizden dolayı pişman olursunuz. Son kararımız en iyi seçenek olsa bile, mutsuz olabiliriz. Çünkü seçenekler çok fazladır.

Bir havalimanında olduğunuzu ve valizinizi almanız gerektiğini düşünün!

On dakikada valiz alma bölümüne gelirsiniz ve valizinizi derhal alırsınız. Pekala… Şimdi de farklı bir durum. Valiz alma bölümüne sadece iki dakikada gitmenizi sağlayacak kestirme bir yol buldunuz. Bu sefer de kalan sekiz dakikanızı, valizinizi bekleyerek geçireceksiniz. Her iki durumda da valizinizi almak on dakikadan fazla tutmayacak, fakat ikinci senaryoda muhtemelen daha sabırsız ve memnuniyetsiz olacaksınız. Bunun sebebi, beynimizin boş kalmaktan hoşlanmadığı için meşgul olmak istemesi. Her tamamlanan görev için bizi dopaminle yani mutluluk hormonu ile ödüllendirir.

Gelecekteki patronunuzun sıkı bir dostunuz olduğunu düşünün!

Sözlü bir sınavda ya da bir mülakatta gerilmemek için, karşınızdaki kişinin uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız olduğunu hayal edin. Bu çok kısa sürede rahatlamanızı sağlayacak ve sorulan sorulara daha rahat cevap vereceksiniz. Unutmamanız gereken diğer bi nokta ise, mülakatı yapan kişinin de sizin kadar gergin olduğunu düşünmek. Nereden bilebilirsiniz ki, belki de onun ilk işe alma görüşmesidir ya da bir öğretmen ise ilk sınavıdır. Ve eğer gülümserseniz, sadece kendinizi güvende hissetmekle kalmaz, ayrıca rahatlarsınızda.

Kümelenme yanılgısı!

Bu yanılgı, rastlantılarda belirli bir düzen olduğunu görme eğilimi olarak nitelendirilir. Özellikle kumarbazlar ve ilahi işaretleri sevenler için geçerlidir. İkisi de olayları yanlış yorumlarlar.

Araştırmalara göre beynimiz, aynı anda 3-4 parça bilgiden daha fazlasını depolayamıyor!

Ek olarak bu bilgi yalnızca 20-30 saniye korunabiliyor. Bu süreden sonra, hafızamızda tekrar tekrar yenilemezsek unutuyoruz. Örneğin; araba sürerken telefonla konuşuyorsunuz diyelim. Konuştuğunuz kişi size bir numara veriyor fakat yazamadığınız için ezberlemeyi deniyorsunuz, numarayı tekrarlayıp duruyorsunuz ki siz numarayı yazana kadar kısa süreli hafızanızda kalsın.

Gişe gibi insanlarla çok karşılaştığınız bir yerde çalışıyorsanız, arkanıza bir ayna koyun.!

İnsanların ne kadar kibar olduğuna ve sizinle orta yolda nasıl uzlaştığına şaşıracaksınız. Bunun sebebi, kimsenin kendisini sinirli ya da öfkeli şekilde görmeyi sevmemesidir. Harika değil mi?

Pratfall etkisi!

Sokakta yürüyen bir çift hayal edin ve içlerinden birinin direğe çarptığını düşünün. Diğerinin “ne salak” diye düşünme ihtimali oldukça düşüktür. Tam tersine, çarpan kişiyi daha şirin bulacaktır. Bunun sebebi, mükemmeliyetin itici, hataların çekici olması ve bizi daha insan yapmasıdır. Bu nedenle bir daha insanlar içinde hata yaptığınızda çok üzülmenize gerek yok.

Beynimiz sürekli olarak duyu organlarımız aracılığı ile aldığı bilgileri işler!

Görselleri analiz eder ve anlayabileceğimiz şekilde yorumlar. Örneğin; bir metni hızlıca okuyabiliyor olmamızın sebebi, aslında onu okumuyor oluşumuzdur. Sadece her kelimenin ilk ve son harflerini görürüz ve gerisini geçmiş deneyimlerimize dayanarak içgüdüsel olarak doldururuz.

Eğer birisinin size baktığını düşünüyorsanız esnemeniz yeterli!

Garip de olsa esneme grip gibi bulaşıcıdır. İnsanlar ve şempanzeler, birinin esnediğini gördüklerinde ya da esnemeyi düşündüklerinde esnerler. Bazı bireyler diğerlerinin esnemesinden daha az etkilenirken, Duke Üniversitesi’nin 328 katılımcı ile yürüttüğü çalışmada, esneyen insan videoları izleyen 222 kişi de esnedi. Yani, gelecek sefer birinin sizi izlediğini düşündüğünüzde sadece esneyin ve etrafınıza bakarak kim olduğunu anlamaya çalışın.

Kruşevo etkisi!

İzleyicinin birbiriyle alakası olmayan iki kare görmesinin ardından, ikisinin arasında bilinçsizce mantıksal bir bağ kurmasına kruşevo etkisi deniyor. Kruşevo, bir adamın yüz ifadelerinin farklı görüntülerde aldığı şekillerin yer aldığı kısa bir film yarattı. Izleyiciler bu ifadelerin her seferinde çorbaya, ölü kıza ya da  kanepedeki kadına baktıktan sonra farklı olduğunu düşündü. Fakat adamın yüzü her seferinde aynıydı. Bu etki, sadece yönetmenler değil, ayrıca belirli bir ürünü belirli bir karakterle ilişkilendirmenizi sağlayan pazarlamacılar arasında da yaygın.

İş yerinde önemli bir belge üzerinde alıştığınızı düşünün!

Birden aynı cümleyi üst üste üç kez okuduğunuzu fark ediyorsunuz. Metni analiz etmek yerine, aklınız dalıp gitmiş. Kaliforniya Üniversitesi’nden bilim insanları, her gün hayatımızın %30’unu dalgınlıkla, hayal kurma ile geçirdiğimizi söylüyor. Bazen, örneğin uzun yolculuklarda bu oran %70’e kadar artıyor.  Fakat bunda herhangi bir sorun yok. Araştırmalar aklı havalarda insanların, daha yaratıcı olduğunu gösteriyor. Ayrıca sorun çözmede ve stresten kurtulmada çok iyiler.

Snackman etkisi!

Eğer bir kavgayı sonlandırmak istiyorsanız, yiyecek bir şey alın ve kavga eden insanların arasında durun. Psikolojide bu etkiye “Snackman Etkisi” deniyor. Gerçekten! Hikâye; bir gün New York metrosunda patlak veren bir kavgaya dayanıyor. Kadın, kendisini takip ettiğini iddia ettiği bir adama saldırmaya başlıyor. Kavganın ortasında anılarına bir adam giriyor.  Adam, kavga edenlerin arasında elindeki Pringles’ı atıştırarak bekliyor. Mucizevi bir şekilde kavga eden yolcular sakinleşiyor ve ortam huzur buluyor. Günü kurtaran adama ise; Snackman adı veriliyor ve bir  internet fenomeni oluyor. O gün olanların basit bir psikolojik açıklaması var; bir şey yemek dinlenme ve sakinleşme ile bağlantılıdır. Birinin bir şey yiyen birine saldırma ihtimali çok düşüktür. Ve bu da çatışmanın kısa sürede sonlanmasını sağlar.

Olumsuz vücut!

Olumsuz vücut, kişinin kendisini çirkin sanma ve hayatının bu nedenle berbat olduğunu düşünme durumudur. Tüm hayatı başarısızlıklarla doludur. Bu insanların çoğu çekicidir ve sorun aslında gerçek kusurlarından çok, özgüven azlığıdır.

Daha önce hiç insanların neden trafik kazalarında durup baktıklarını merak ettiniz mi?

Bir olayı karışmadan izleyen kişiler, gördükleri şeyi acıklı bulur ve bakmaya devam ederler. Bu merak antik beyin isimli, hayatta kalmadan sorumlu bölüm tarafından tetiklenir. İşlevi sürekli çevreyi gözeterek üç soruyu ve cevaplarını aramaktır. Bunu yiyebilir miyim? Bununla çiftleşebilir miyim? Bu beni öldürür mü? Aslında dördüncü bir neden daha var; Bunu indirimden alabilir miyim? Yemek, seks ve tehlike hala hayatta kalma dürtümüzün temelini oluşturuyor. Bu nedenle de bunlara dikkat etmekten kendimizi alamıyoruz.

Eğer bir şeyden kurtulmak istiyorsanız tek yapmanız gereken birisiyle konuşurken o şeyi ona vermek!

Düşünsenize, evde kutularla dolaşıyorsunuz ya da bir şeyler topluyorsunuz. Eğer yardıma ihtiyacınız varsa fakat kimse yardım etmiyorsa, sadece yakınlardaki birine bir şey hakkında kişisel fikrini merak ettiğinizi söyleyin. Kişi sorunuzu cevaplarken ve yeni düşüncelerini sıralarken diğer tüm hareketleri otomatiğe bağlayacaktır. Bu durumda konuştuğunuz kişi verdiğiniz şey düşünmeden alacaktır.

Hayatta kalma önyargısı

Genellikle bir durumu yalnızca başarılı insanlar, yani hayatta kalanlar tarafından yargılarız. Bu nedenle de sadece bir tarafını biliriz. Örneğin; işaret ışığı satarak zengin olan birisini kıskanırız fakat başarısız olanları bilmeyiz. İşlere her zaman farklı açılardan bakmalısınız.

Eğer birisiyle arkadaş olmak istiyorsanız onlardan size bir iyilik yapmasını isteyin!

Çok büyük bir şey olmasına gerek yok, sadece basit bir şey…Ketçabı uzatırmısın, peçete ya da bir kağıt da olabilir.Herhagi bir konuda fikrini sorabilirsiniz. Size iyilik yapan kişi ne kadar önemsiz olsa da sizin için bir şey yaptığı için sizden hoşlandığını düşünecek. Bir kadın şöyle diyor; Bir keresinde benden 20 lira borç isteyen bir erkekten daha önce hiç hoşlanmamıştım.  Sonra, beni bu denli yakın, hatta bir arkadaşı gibi gördüğünü düşündüm ve yardım ettim.  Sonra da ondan hoşlanmaya başladım.

Ulaşılması zor etkisi!

Kabaca söylemek gerekirse, bir şeye ne kadar zorla ulaşıyorsanız o kadar çekici gelir. Buna insan açısından bakacak olursak; kapalı, yüksek statülü, “kim bilir aklında ne vardır” insanları, diğerlerinden her zaman daha çekici geliyor.

Tüm hareketlerimizin dikkatli bir planlama sonucu olduğuna inanma eğilimindeyizdir!

Fakat aslında, günlük kararlarımızın %60’ı ile %80’ini refleks olarak yaparız. Tamam! Bu biraz rahatsız edici olmaya başladı. Yani bu şeyleri yaparken düşünmeyiz, sadece yaparız. Her saniye beynimiz milyonlarca veri birimi alıyor. Yorgunluğu engellemek amacıyla, bazı şeyleri bilinçsizce yapar. Cebimize anahtarı atmak, ışıkları kapatmak, kapıyı kitlemek gibi şeyleri düşünmeden yaparız. Olumsuz tarafı ise; bu genellikle şüpheye neden olur. Örneğin; ofise geliriz ve sonra ütüyü fişten çıkardık mı diye tasalanır dururuz.

Önemli görüşmelerinizi günün başına ya da sonuna ayarlayın!

İnsanlar en iyi günün başında ve sonundaki şeyleri hatırlar. Gün içindeki diğer şeyler bulanıktır. Eğer bir iş görüşmeniz varsa ya ilk ya da son görüşülecek kişi olmayı deneyin. Diğer bir şey ise; adayların günün ilginç bir saatinde, tuhaf sürelerde dakik şekilde katılmasını sağlamaktır. Buna “İsviçre Treni Yaklaşımı” deniyor. Birisinin planında ne zaman 09.22- 09.46 gibi vakitler görse, zamanında orada olacaktır ve işler plana uygun gidecktir.

Güzellik korkusu!

Daha önce hiç, sıradan insanların güzel insanların yanına daha az oturduğunu fark ettiniz mi? (Örneğin toplu taşımada) Otururlarsa da bunu sadece başka yer kalmadığı için yaparlar. Aslında bakarsanız bazı insanlar güzel kişilerle karşılaştıklarında aşırı gerilirler. Heyecan, hareketlerinde kontrol zorluğu, yüzlerini kapama ihtiyacı ve kıyaslanma korkusu yaşarlar. Böylesine bir stres sıradan bir insanın yanındayken oluşmaz.

Konuşurken ayakların nereye dönük olduğuna dikkat edin!

İnsanların ayakları konuşmadaki gerçek ilgilerini belli eder. Eğer onlara yaklaşırsanız ve size ayaklarıyla birlikte değil, sadece üst gövdeleriyle birlikte dönerlerse sizinle konuşmak pek iilgilerini çekmiyordur. Ayrıca ayaklarının ucu farklı yöne bakıyorsa, oradan olabildiğince hızlı kaçıp kurtulmak istiyorlardır ya da belki kalça ameliyatı olmuşlardır ve doktor işleri berbat etmiştir. Tamam! Büyük ihtimalle değil ama yine de söylemiş olalım.

Araştırmalara göre sadece bir harekete odaklanabiliyoruz!

Mesela konuşurken bir şey okumayı deneyin ya da sesli kitap dinlerken bir şey yazmayı. Büyük ihtimalle sonuç iyi olmayacaktır. Çünkü, beynimiz birbirinden bağımsız iki göreve odaklanamaz. Fakat bazı istisnalar var. Eğer ikinci hareket, günlük yaptığımız tamamen fiziksel hareketlerse, o zaman iki görevi de yerine getirebiliriz. Örneğin; yürürken telefonla konuşabilirsiniz. Fakat o zaman bile konunun ne olduğunu unutabilir ve birisine çarpabilirsiniz.

Karşınızdaki kişinin vücut dilini taklit etmek, güvenini kazanmanızı sağlayabilir!

Karşınızdaki kişinin jestlerini, duruşunu ya da miniklerini taklit ederseniz, güvenlerini kazanırsınız. Kişi, aynı sesler nedeniyle sizde kendisini gördüğünü bilinçli olarak fark etmez ve dürüst olalım çoğu insan kendine bayılır. Önemli olan şey ise bunu çok sık yapmamak. Örneğin; burunlarını karıştırılırsa siz de aynısını yapmayın. Biraz sağ duyu lütfen! Ayrıca kafa sallamanızda, karşınızdakinin onu dinlediğinizi anlamasını sağlar. Anlattıkları iyi haberlere gülümseyin ve kötü olaylara kaşlarınızı çatarak bakın. Güvenini kazanmanızı sağlayacak diğer bir şey ise; içten bir gülümsemedir. İçten güldüğünüzde ruh haliniz iyileşir ve çevrenize yaydığınız sıcaklığı insanlar hisseder.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı